KUVAYİ MİLLİYENİN KADIN KAHRAMANI:KARA FATMA

 

Kara Fatma, "Kuva-yı Milliye'nin Kadın Kahramanları" denilince ilk akla gelen sahsiyyetlerden biridir. Hakikaten bu devrenin bir çok erkek kahramanı kadar şöhret yapmış ve hatta hizmet etmiş bulunan Kara Fatma, son yıllara kadar muammer olmuş ve hakkında başında muhtelif vesilelerle pek çok neşriyat yapılmıştır. Ölünceye kadar sırtında muharebe zamanlarında giydiği elbisenin bir benzeri, göğsünde "Istiklal Madalyası" olduğu halde çok kere cadde ve sokaklarda gelip geçenlerin dikkatini celbeden bu kahraman Türk anası, maalesef hayatının son yıllarını fakr-u zaruret içinde geçirmiştir. Kendisine bağlanan maaşı bir hayır cemiyetine bağışlamıştı. Bu yüzden geçimleri kendi uhdesinde kalan yetim torunları ile büyük bir sefalet çekmiştir. Memleketin kara günlerinde, bütün kadınlığı gönülden temsil eden, vatan için, istiklal için kahramanca dövüşen ve zaman zaman adı duyulan Kara Fatma, bizim endişeli günlerimizin sayılı kahramanlarından kadınlarımızın en saygıya değerlerindendir. Memleketi tehlikede gören genç kadın şahsi arzularının verdiği bir ısdırabı olmadan Işgal Kuvvetleri'nin sıkıcı karanlığına dayanamıyor. "Kadın isem de Türk değil miyim?" diyerek Istanbul'dan yürüyerek, kah ata binerek dolu dizgin ancak gençlik memlekete kuvvetli aşkının verdiği cesaretle Sivas'a geliyor. M. Kemal'in karşısına çıkarak: "- Bütün millet vatanın kurtarılmasını bekliyor, işte ben de kadın halimle geldim. Iş göster, emret" diyor. Samimi ve içten gelen bu sözler M. Kemal'in gözünden, kulağından kaçmıyor: "- Peki ama ne iş görebilirsin? Silah kullanır mısın? Ata biner misin? Harbten ateşten korkmaz mısın?" "- Ata binerim, silah kullanırım, muharebe bana düğün gelir." cevaplarını veren Kara Fatma'ya hayran kalan M. Kemal, "Şu dakikada bütün kadınlarımız senin gibi olsalardı Kara Fatma" diyor ve bu suretle Fatma Hanım, Kara Fatma lakabını almış oluyor. M. Kemal'den aldığı emir ve tavsiyelerle Istanbul'a gelen Kara Fatma 15 kişilik memlekete bağlı genci etrafına topluyor. Bunlar göçmen sıfatıyla Kocaeli'ne geçiyorlar, köylerde vaziyeti asla belli etmeden tam bir teşkilat kurmağı başarıyor ve Geyve'de cephe tutuyor. Halid Bey Kumandası'nda bir yıl çalışıyor, döğüşüyor ve bu sırada iki defa yaralanıyor. Teşkilat lağvedilince orduya, istiklale büyük hizmetler eden Kara Fatma'nın bu zaferlerden tek nişanesi aldığı iki yara ile kırmızı kurdelalı bir harb madalyası O'na gurur ve iftihar veriyor. Kendisi, Kuva-yı Milliye devresindeki hizmet ve faaliyetlerini bir gazeteciye aşağıdaki surette hulasa etmiştir: "- Izmit, Adapazarı, Düzce ve civarına düşman sık sık baskınlar yasıyordu. Bir gün kumandan Halid Bey beni çağırdı ve şunu söyledi: "- Fatma Hanım senin bugüne kadar yaptıklarından çok memnunum, sana kaymakamlık vereceğim." Halid Bey'in bu sözlerinden anlamıştım ki; bana gene mühim bir iş verecek. Şu emri verdi: "- Şimdi adamlarını alıp Iznik'e gideceksin!" "- Ama ben onbeş gün önce orada idim." "- Gene gideceksin, orada bulun, işlerin var." Emir, emirdi. Derhal hazırlandım, atlarımıza atladık, dağlardan bayırlardan dolu dizgin koşturuyorduk. Yolda nefes nefese iki köylüye rastladık. Bizi görünce: "- Aman" dediler, "imdada gelin, köyümüzü bastılar, hepimizi öldürecekler." "- Kimler bastı, köyünüzü?" "- Kimler olacak, düşmanlar." Öyle günler yaşıyorduk ki; kimseye inanmak caiz değildi. Bu düşmanın bir oyunu olabilirdi, nitekim bu gibi hadiselerle çok karşılaşmıştık. "- Hangi köydensiniz?" "- Elmacık Köyü'nden." Hemen atlardan indik, kıyafetlerimizi değiştirdik. Ben eski püskü bi elbise giymiştim. Köye girdiğimiz zaman manzara tüyler ürpertic idi. Meydanda bir papaz oturuyordu. Etrafında on beş, on altı kadar silahlı vardı. Türkleri bir araya getirmişlerdi. Papaz Hristiyan kadınlara sordu: "- Nasıl ceza verelim?" Kadınlardan biri: "- Onları iyice bağladıktan sonra bize teslim ediniz, intikamımızı biz alırız," dediler. Benden şüphe edilmediği için yanlarına kadar yaklaşmıştım. Papaz hemen üç tane Türk'ün bir ağaca bağlanmasını emretti. Kardeşime yaklaştım: "- Hali görüyor musun?" dedim. "iyi ki gelmişiz, şimdi tabancamı adamların üzerine boşaltacağım." Kardeşim sert sert yüzüme baktı ve yavaş sesle: "- Acele etme, sonra işi bozarız" cevabını kulağıma fısıldadı. Ben bekleyecek halde değildim. Heyecanımdan tir tir titriyordum. Oğlum da benim halimden şüphelenmisti. Yanıma yaklaştı o da fısıldadı: "- Acele etme anne!" Ağaçlara bağlananların az sonra can vereceklerini anlıyan köylüler ağlasmaya başlamışlardı. Ne olursa olsun fazla sabredemeyecektim. Tabancamı çektim ve: "- Teslim olun!" diye haykırdım. Tabii adamlarım da silahlarını çekmişlerdi. Bu beklenmiyen hal, düşmanı öylesine şaşırtmış, bizimkileri öylesine sevindirmişti ki... Hemen ağaçlara bağlananların iplerini çözdürdüm ve silahlı düşmanların silahlarını aldırdıktan sonra onları bağlattım. Papaza dönerek: "- Haydi" dedim, "şimdi siz ölümlerden ölüm beğenin." Hepsinin rengi kül gibi olmuştu. Titriyorlardı. Oracıkta düşüp öleceklerdi. Adamlarıma döndüm: "- Hepsini Halid Bey'e götürünuz" dedim, "cezalarını o verecektir." Izmit'e döndüğümüz zaman Süvari Livası Haci Arif Bey bu muvaffakiyyetimizden dolayı bizim için büyük bir merasim hazırlamıştı. Halk coşkun tezahürat yasıyordu. Fakat bu muvaffakiyet benim aleyhimde olmuştu. Meğer Kara Fatma tehlikeden sakınmıyor, başımıza bir iş açar diye beni geri hizmetlere almaya karar vermişler. Kıyameti kopardım. Halid Bey: "- Biliyorum Fatma Hanım" dedi, "ölümden korkmuyorsun, fakat ya şehid olmaz da esir düşersen ne olur? Bizimkilerin maneviyati bozulur, düşmanın maneviyati kuvvetlenir. Sen hiçbir tehlikeden kaçmıyorsun. Ya Elmacık Köyü'ndeki düşman kuvvetli olsa da sizi esir etseydi?" O zaman kim tehlikeyi düşünüyordu? Bundan sonra ihtiyatlı olacağımı vadederek vazifeme devam ettim."

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !