Embed

TÜRKİYE'DEKİ DERİN DEVLETİN TARİHİ VE GERÇEĞİ

 

Türkiye’de Derin Devlet Yahudilerdir, Sabataistlerdir, Masonlardır
 

Allahü Teâlâ, Tevbe Sûre’sinde Sevgilisine buyurmuştur ki: «Kâfirler ve münafıklarla uğraş ve onlara karşı sert davran.» Bunun niçini malûm, nasılı üzerine kafa patlatmak lâzım ve yine nasılı üzerine strateji-eylem ve hedef sahibi olmak lâzım… Yazımız, inanıyoruz ki, bu çerçevede “antiemperyalist” kurtuluşçuluğa inanmış ve “taş atmak” marifeti ile kendine kaynak oluşturma kültürüne erişmiş bir topluluğa, “atılan-atılacak taşın” gayesinin ve hedefinin ne olması gerektiği mevzuunda bilgilendirici olacaktır.
Taş; toprak hammaddeli, yağmurla-rüzgârla-güneşle birlikte pişmiş-olgunlaşmış, fazlalıkları alınmış sertleşmiş cisim… Korunma tedbirli ilk araç ve yerden kapılan ilk nesne… 
Taşlamak ise kınamak, taş denilen cismi fırlatmak, atmak… Şeytanı taşlamak, zâniyi taşlamak, köpek-kurt vb. yaratıkların tehlikesinden emin olmak için yerden aldığımız “taş” ı fırlatmak… 

Yahudi, her devrin haini. Her devrin nifak ve zillet temsili. Her devrin madde ve mânâ tefecisi ve dolandırıcısı… Türlü kılık ve şekilde; solcu derseniz olur, travesti derseniz olur, homoseksüel derseniz o da olur, liberalist, faşist, başka din mensubu radikal biri vs. her şey olur. Yahudi kendi dini ve ideali için her şeyi meşru bilir. Yahudi zulmünü başımıza “Batılılaşma-uygarlaşma” ve demokrasi şaklabanlığı ile örenler ve bu şaklabanlığı zaman zaman müslümanlık kılıfı ile yürütenler, Yahudi’nin önündeki taş duvarlar, kalın surlar hükmünde… Bunlar; ilki Kanunî döneminde olmak üzere, habersiz ve şuursuz atılan tohumun 19. asırda, ihanet zümreleri hâlinde; Jöntürk, İttihat ve Terakki, Sabataist, Mason ve Batıcı-laik kadro hâlinde görünenleridir…
Büyük Doğu Mimarı Üstad Necib Fazıl, yahudiyi anlattığı bir yazısında meşhur Amerikalı milyarder Ford’un bir cümlesi ile şöyle der: “Yahudi, iki türlü çalışır; ya doğrudan doğruya o rejimleri yıkmak yahut neticede kendi kavim hâkimiyetini kurmak için yeni rejimler tesis etmek… İngiliz, Fransız ve Amerikalıların tetkiklerine göre, Yahudi faaliyetlerinin ikinci şeklini idare eden ruhlar, daima Yahudi köklerindendir. Mutlaka kavramak lazımdır ki, Yahudi kendi ruhunda ve kendi ruhuna müsait olmayan her hükümet sisteminden nefret eder.”
DERİN DEVLET
“Derin Devlet”; aslında bu tabir, asparagas bir tabirdir. Bunun aslı devlete sızmış, devleti işgal etmiş “derin örgüt-yapı” olmalıdır… Osmanlı Devlet-i Âli’si, 1908 itibari ile, o günden bugüne bilfiil işgal altındadır ve bu işgal, her geçen gün güçlendirilen, dalbudak yaygınlaştırılan bu derin yapı ile kalıcılaştırılmış ve görünmezleştirilmiştir. Bugün medyatik mânâda “halkın aklı gözünde” ya, kilit noktalarda bulunan ve göze hitab eden bürokrasi, askerî ve siyasî bazı tiplerden, Türk veya Türk’ü andıran ad ve soyada sahib kişilerden oluşturulmuştur. Önceki yazılarımda bahsettim, bir daha bahsetmekte zarar yok ve hattâ bin defa bahsedilse yeridir. Yeter ki Anadolu insanı uyanık olsun, unutmasın:

«31 Mart vakası… Osmanlı Şeriat Devletinin başkenti İstanbul'da "Şeriat isteriz. Gâvurluğa geçit vermeyiz!" gibi sırıtan sloganlarla ve yeşil sancaklı isyancılar… İsyan edenlerin birçoğunun kimliği o gün için meçhul; sonrasında sabataist dönmelerden, Ermenilerden, İttihat ve Terakki Partisi’nin komitacılarından müteşekkil çapulcu sürüsü… İsyanın hedefi II. Abdulhamit Han… Yahudi ağzı ile ilk “irtica” isyanını bastırmak üzere Selanik'ten yola çıkan Harekât ordusunda; o zaman Kurmay Başkanı olarak Yüzbaşı Mustafa Kemal ve İttihat Terakkici sonra ise Millici ve Cumhuriyetçi olacak Yüzbaşı Kazım (Karabekir) ve Yüzbaşı İsmet (İnönü) de var. Ve yine aynı ordunun içinde Bulgar, Arnavut ve Manastır çeteleri yanında; 2. Fırka komutanı Albay Kazım Beyin komutasında 750 kişilik tamamen Selanik Yahudilerinden oluşan gönüllü Musevi taburu da var… Kambersiz düğün olmaz misali Bursa’da Celal (Bayar) komutasında gönüllü bir birlik de yine İstanbul’da…» Dikkat ederseniz bu isimler, 1920 itibari ile kurulan TC kurucuları, idarecileri, yöneticileri…
Osmanlı sonrası Ortadoğu’da en güçlü etkiye sahib olan ve bölgeyi yapılandıran ve Türkiye’deki devleti ve derin devleti inşa eden İngiltere’dir. Yahudi, o gün için sadece güçlü lobi faaliyetleri yürütüyor; Avrupa’da çeşitli adlar atında Osmanlı Devleti’ne karşı örgütlenen farklı etnik grublara sızarak, onlarla diyalog içerisine girerek, onları Osmanlı’ya karşı kışkırtma, suikast tertib etme gibi işlerinde maddî manevî bilfiil yardımda bulunarak içindeki kini gösteriyordu. Bu sebeble de Milletler Cemiyeti’nin en müessir mensubu olan İngilizlerin kuyruğundan hiç ayrılmıyordu. Varolan Osmanlı Devleti’ni, yine aynı Türk’e feshettirip, mikro-milliyetçi mantıkla “Türk’ü sadece Anadolu’ya hapsettirecek” Türkiye’nin kuruluşuna önayak olan da yine bizzat Yahudi’dir. Bu hususta Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda rolü olan iki Yahudi’yi anmakta fayda var. Bunlardan ilki, Atatürk'ün sağ kolu Tekin Alp (Mois Kohen)… Bu yahudi aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin teorisyenleri arasındadır. Bir diğeri Hayim Nahum… Bu yahudi, İsmet İnönü’nün dava arkadaşı, Lozan’da Cumhuriyetçi kadroyu savunma adına Avrupa’da lobi faaliyetlerine giren iblistir…
Diğer taraftan, yeni devletin kurucuları, yahudilerin Avrupa'daki nüfuzlarından yararlanmak amacıyla Türkiye'deki yahudi azınlığın ileri gelenlerinden birçoğunu devlet içinde önemli mevkilere getirmiş, birçoğu mal mülk sahibi kılınarak özellikle zengin edilmiş ve kurucu güçten farklı ve fazla olarak kendilerine özel bazı imtiyazlar tanınmıştır.
Türk’ün yönetmediği bir Türk Devletinin inşası bu şartlarda ve bu istikamette gelişmiş ve yine aynı Türk, bölgesindeki Arab’la, Kürd’le, kendi ırkdaşı Alevî ile, Çerkes ile kavgalı ve problemli hâle getirilmiştir. Fitne ve fesat kaynağı yahudi, Anadolu insanına karşı içinde beslediği kini üçbeş menfaatperest, üçbeş makamperest komitacı ile Dersim’de, Diyarbakır’da, Musul’da, İzmir’de kusmuştur.
SOYADI KANUNU VE İŞGAL
1924 mübadelesini bilirsiniz. O dönem ülkeye gelen 1,5 milyon dolayında insanın 20.000'i sabetaycıdır ve bu insanlar diğer mübadiller gibi Anadolu'nun çeşitli yerlerine yerleştirilir. Ancak durum bundan ibaret kalmaz; soyadı kanunu çıkarılır ve herkes yeni ad ve soyadı ile tanınmaya başlar. 20. yüzyılda Türkiye'den başka hiçbir ülke bu kadar fazla yeni insan ismi üretmemiştir. Siyonist-Batı bu kanunla bir taşla iki kuş vurmuş, bir yandan kendi işbirlikçilerini görünmezleştirmiş, diğer yandan da köklü Türk, Kürt, Arab aşiretlerini, ailelerini paramparça etmiş, bölmüştür. O sabataistler şimdi nerde? Okumaya devam o zaman.
Lozan antlaşması Anadolu insanı için bir hezimetse yahudi için bir zaferdir. Hattâ denilebilir ki, Osmanlı’nın yerine inşa edilen devlet, yahudilerin ilk devletidir. Yahudilerin ilk toplu göçleri, şimdiki İsrail’in olduğu bölgeye değil, Anadolu’ya; İstanbul’a, İzmir’e, Aydın ve Mersin’e olmuştur. Lozan’dan önce faal olan azınlıklar Rumlar ve Ermeniler iken, Lozan’dan sonra devredışı kalan bu azınlıkların yerini yahudiler almıştır. Türkiye ile Yunanistan arasında 1924’te cereyan eden mübadele sonucu 20 bin Selanik dönmesi ile Türkiye’deki yahudi nüfusu azımsanmayacak bir rakama ulaşmıştır. Bunlar Anadolu’ya geldiklerinde, Osmanlı’nın eğitimli aydınlarının, güçlü ticarî varlıkları olan şahıslarının, askerî veya siyasî liderlerinin birçoğu 1911 Trablusgarb, 1912 Balkan ve ardından gelişen I. Dünya ve Kurtuluş savaşlarında zaten ölmüş, yaralanmış veya varlıklarını ve güçlerini kaybedip, yorgun düşmüşlerdi. İşte bu boşluklar, eğitimli, dil bilen ve zenginleşme hırs ve arzusu içerisinde yanıp tutuşan Selanikli dönmeler ve İstanbullu yahudiler tarafından dolduruldu. “Boğazdaki Aşiret” tesbiti bu dönmelerin durumunu en iyi izah eden tesbittir. Devlet-i Âli Osmaniye’nin yürütme ve yasama organlarının bir grub ecnebi azgın azınlık tarafından ele geçirildiği 1908’den itibaren, Türkçü ve İttihatçı zarfı altında devletin içinde gizli, gayrı millî, Batıcı ve yahudici İslâm ve Türk düşmanı karanlık örgütler, infaz ekipleri, provokasyon merkezleri kurulur. Bunlar bizzat milletimizi ve medeniyetimizi hedef alan eylemlere, uygulamalara, inkılâb adı altında şaklabanlıklara ve millî şuurumuzu zedeleyen, ruh iklimimizi parçalayan ve geçmişimizle, tarihimizle, değerlerimizle bağımızı koparan işlere imza atarlar. Bugün inkâr edilemeyen bir hakikattir ki, Cumhuriyetin kurucuları da dâhil olmak üzere, aydınları, bürokratları ve siyasîleri, Batı ve İsrail ile içiçe, sarmaşdolaştırlar. Mevcut bütün kurumların üst mütevellilerinde, yönetim merkezlerinde, idare heyetinde bulunanların neredeyse tamamı Batı ve İsrail güdümündeki örgütlere üyedirler. İşgal ve işgalciliğin örgütlenmesinde Batı ve yahudi’den sonra en müessir örgüt olan Masonlardan birkaçını ifade etmek, mevzuumuzu daha anlaşılır kılacaktır.Enver Paşa dışındaki hemen bütün İttihat ve Terakki yöneticilerinin mason localarına üye olduklarına ve bunların birçoğunun yeni devletin kurucuları arasında yer aldığına ayrıca dikkat etmek gerekir. YineCumhuriyet'in ilk yıllarında Doktor Besim Ömer PaşaServet Yesari BeyDoktor Fikret Takiyeddin BeyEdip Servet gibi önde gelen aydınların kanunî çalışan Türk Mason Cemiyeti'nde büyük üstadlık yaptıkları, ayrıca Türk Yükselme Cemiyeti adlı başka bir mason örgütünün de faal olduğu bilinmektedir. Çeşitli kaynaklar Cumhuriyet'in önde gelen yöneticilerinin mason örgütleriyle ilişkili olduğunu, Atatürk'e de mason örgütlerine girmesi için teklifler götürüldüğünü, ama onun bu teklifleri geri çevirdiğini belirtmektedir [Türk Tarih Kurumu’nun geçmişte bastığı İngiliz belgeleri ise çok daha “farklı” şeyler söylemektedir]. YineAtatürk’ün yakın çevresinden Mim Kemal Öke’nin büyük üstad olduğu, İçişleri Bakanı’nın bizzat mason olduğu vs. bilinmeyen şeyler değildir.

Günümüzde mason sayısı ve locası ne kadardır? 2000 yılı itibari ile, Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Büyük Üstadı Sahir Talat Akev’in yaptığı açıklamaya göre 8 şehirde 160 loca ve 12000 masonbulunmaktadır. 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği paylaşın!